Just another WordPress.com site

DAVA YÜREK İSTER…

 
"Her bildiğini söyleme; ama her söylediğini iyi bil"
Cüneyd-i Bağdadi…
 
 

DAVA YÜREK İSTER…
 
Dava Bilal gibi kızgın kumlara ve taşlara rağmen Allah diyerek ölmektir.
Dava Yusuf gibi imtihana göğüs germek…
Köle olarak girdiği zindandan Peygamber gibi çıkmaktır
Hamza gibi binlerce can feda etmektir
Dava Halit Bin Ziyat gibi şehitlere karışmak
Dava Ebu Bekir gibi sadakat ister
Cenneti değil yalnız Allah ‘ın rızasını diler
Dava Sahabe açken karnına iki taş bağlayan Peygamberin davasıdır
Dava atılan taşları tutup güller sunmaktır
Dava düşman olarak girilen kapıdan dost çıkmaktır
Dava bırakılan emaneti canı gibi korumaktır
Dava Sümeyye’nin örtüsü için canını vermesi Allah ‘a canlarla gitmesidir…
Dava adaletin,sevginin,aşkın,dostluğun,sadakatin annesidir
Dava yüz yaşında bile olsa Allah ‘tan şehadeti dileyen
Ebu Eyüp El-Ensari’nin mücadelesidir…
Dava ezanlarda tek yürek olmak secdelerde Allah ‘a varmaktır
Ebu Cehil’lere dur deme…
Zalimlere göğüs germe…
Zulme direnme,haklının yanında,haksızın karşısında olmaktır
Dava bir yetim görüldü mü koruma ve okşama Resul’ün bile
Bir yetim olduğunu unutmama davasıdır
Bu dava gönül ister,çokluk değil ,birlik ister;bu dava yüreğiyle sevgiyle
Devleşerek iman ister…
Dava safını belirlemek ,imanını güçlendirmek
Senin rızan için ben buradayım ya Rabbim diyebilmektir…
Dava çakıl taşları kadar,denizler kadar çok günahı bile olsa
Onu affederek bir Allah’a sahip olduğunu bilme davasıdır…
Allah sabrımızı daim,azmimizi baki,davamızı mübarek kılsın
Amin…
 
 

”ALLAH’ın hoşlanmadığı şeyleri yapıp duruken,
kendinin hoşuna giden şeyleri ALLAH’tan istemekten utan.”
Zunnun-u Mısrı
 

 

About these ads

2 responses

  1. RıZa BeRKaN

    Dilek kardeşim Rahman razı olsun. Yeni haftada herşey gönlünüzce olsun.İstifadeli ve hisseli paylaşım için teşekkür ederiz. Elinize sağlık, Emeğinize bereket.Davamızın şuurunda ve Allahın rızasında bir hayat tarzını yaşayanlardan yaşatanlardan olmak duasıyla…Bu dava; Allah’ın biz inanan kullarına emanet ettiği büyük bir davadır.Bu dava; rahat koltuk ve döşeklerden idare edilmeyecek kadar mesuliyetlidirBu dava; eza ve musibetlere dayanıklı, sabır ehli kişiler isterBu dava; feragat ve fedakarlıklar isterBu dava; gözü pek uğruna ölüme korkusuzca atılan erler yiğitler isterBu dava; gönüllerde kaypaklık ve döneklik değil, dürüstlük ve mertlik isterArslan yürekli, kartal bakışlı,melek ruhlu insanlar isterArslan postuna bürünmüş tavşan yürekli cücelerle bu dava yürümezBu dava; göz yaşı ile çileyi, varlığının tek malzemesi haline getirenlerin davasıdırÖlmeden önce ölenlerin davasıdır.Ölümsüzlük şerbetini içmek isteyenlerin davasıdır.Sevgiyle/Selametle/Hayırla/Dua ve Muhabbetle kalınBU DAVA; DİKENLER ARASINDA GÜL AÇMA AÇABİLME DAVASIDIR…

    11 Mayıs 2009, 10:35

  2. ahmed

    ~~Kısadır Hayat!~~Uzundur üzüntüler oysa… Bitimsiz gelir insana kalp sıkışmaları, yürek sıkıntıları. Ne ki kısadır hayat… Hele öfkeler, kısa metrajlı olsalar bile sıklıklarıyla hayatı tırtıklarlar bir yerlerinden. Hayat her yanına haşeratlar ilişmiş bir aciz varlık gibi elindedir bunların. Bıkmadan, usanmadan ısırırlar hayatın bir yerlerini. Zaten kısa olan hayat, büsbütün kısalır ve fark edilmeyen bir film finali gibi gelir kapıya dayanır ölüm meleği. Oysa kısadır hayat, hırsların tersine. Bin yıllık bir birliktelik yaşayacakmışız gibi yapışırız kariyerimize. Kravatların sıktığı gırtlaklar boğar oysa hayatı! Öyle bir unutkanlık verir ki üstelik hırs ve beklentiler yolun sonuna kadar uyuşturur zihinlerimizi. Gevşetemeyiz gömleğimizin en üst düğmesini, pantolonumuzun paçasını kıvırıp, çıkarıp çorapları, serin bir ağaç gölgeliğinde salamayız bacaklarımızı buz gibi derelere. Kendi ufkuna bembeyaz bir yalan yerleştirir dünya hırsı ve geri kalan her şeyi uyuşuk bir siyah ile flulaştırır. Yanından gelip geçeriz her ALLAH’ın günü de fark edemeyiz ıskaladıklarımızı. Ne bileyim; elektrikler söndüğünde mesela… ‘Hay aksi’ der lanetler okur da, karanlığın sessiz huzurundan ürkercesine rahatsız oluruz. Oysa gecenin tadı bir başka olmasaydı, günün yarısı karanlık olur muydu? Var demek ki bir güzelliği gecenin. Var işte, ayın, yıldızların, gökyüzünün ve karanlıkta akışkan bir gümüş gibi usulca kıvrılan dere sularının. Kısadır hayat ve uzundur korkularımız. İrili ufaklı onlarcasını uç uca ekler, hayatın bir kısmını da onlara feda ederiz mesela… Kendi korkularımız yetmiyorcasına başkalarınınkini de üstleniriz hatta. Korku tedirginliği, tedirginlik dengesizliği getirir. Ve şirazesi kaçar hayatın. Ülke adına korkarız misal. Bir dolu heyula üretir, bir dolu korku figürüyle kuşatırız dört bir yanımızı. Ailemize, düşüncelerimize, sevdiklerimize dair korkular kurgular ve kendi ömrümüzün kısalığına, kendi hiçliğimize bakmadan, sanki her şeyi kontrol edebiliyormuşçasına, yenilgisi kesin olan bir yel değirmeni savaşı başlatırız kimi zaman. Oysa kısadır hayat ve bütün bunların üzerinde, hepsini kuşatan bir şeydir. Korkuyu, öfkeyi, üzüntüyü reddetmek değildir bu ha! Aksine reddediş de ıskalamaktır bir nevi, en büyük karavanalarından biridir insanoğlunun. Ancak her şey de değildir ve geçicidir. Problem bunu unutmamızdır. Kısadır hayat ve aslında doğumdan itibaren bir geç kalıştır da… Hiç saniye kadranını izlediniz mi bu düşünceyle? Nasıl da acelecidir, nasıl da bir panik vardır saniyede. Sırtlar zamanı ve dakikaya devreder, oradan saate, güne, haftaya, yıllara ve ömre. Saniye işçi karıncasıdır zamanın ve kraliçe mezar başında beklemektedir. Sırtladığı hayatları götürür ve oraya bırakır. Kısadır işte hayat; bizim yanılgılarımızın aksine. Bitmez zannederiz biz çok şeyi. Çocukluk bitmez, okul bitmez, iş hayatı bitmez, ne bileyim iktidarımız bitmez, partimiz bitmez, müdürlüğümüz bitmez, futbolculuğumuz bitmez, başkanlığımız bitmez falan filan. Nasıl bir hazır oluştur bu kendini kandırmışlığa bilemem ama, şaşırtmaz da bizi örneğin. 80 yaşına gelmiş politikacı 9 büyüklüğünde deprem yemiş gibi titreyen bacaklarına rağmen ülke geleceğine dair fikirler söyler misalen. Kendi geleceğini ıskalamanın daha büyük bir trajedisi olur mu, lütfen söyleyin! Kısadır işte! Çoğu zaman ‘ne çabuk’ sorusunu bile soramadan biz, son jeneriği bile akmadan hayatımızın biter film. Işıkları yanmaz ama çoğu zaman. Sinemadan farkı da budur aslında. Aksine daha büyük, daha ürkütücü bir karanlık kucaklar bizi nemli toprak tadında. Ve biz hayatın kısalığını fark edip, onun rağmına bir şeyler yapmış olma nispetimizde aydınlatılırız hayatın sonunda. Kinlerimizin, öfkelerimizin, üzüntülerimizin, hırslarımızın tam tersine… Kısadır hayat! M. NEDİM HAZAR selam ve dua ile Allah c.c. razı olsun kardelen ablam eline yüreğine sağlık hayırla kalın inşallah

    17 Mayıs 2009, 13:35

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.